Kız Kulesi

Boğaz manzarasının vazgeçilmezlerinden biri kuşkusuz Kız Kulesi’dir. Salacak açıklarındaki küçücük bir adanın üzerine inşa edilmiş bu kule, pek çok efsane barındırıyor. Bunlardan biri, kuleye adını da vermiş olan (Leander’s Tower) Leandros efsanesidir. Aralarındaki denize meydan okuyan aşıklar Leondros ve Hero’nun hikayesi trajediyle bitecektir. Fırtınalı bir gecede, Leondros kulede ışık yandığını görünce, sevgilisi Hero’nun kendisini çağırdığını cliişünCir ve denize atlar. Oysaki bu kez ışığı yakan Hero değil, aşıkların her gece gizlice buluştuğunu anlayan bir başkasıdır ve ışığı söndürüverir. Leondros, Boğazın dalgalarına gömülür; bunun acısına dayanamayan Hero ise kuleden atlayarak hayatına son verir. Efsanenin sonunda aşıklar adına kulenin olduğu yere bir deniz feneri yapılır. Tarihi M.O. 24 yılına dek uzanan Kız Kulesi, uzun tarihi boyunca savunma kalesi, sürgün istasyonu, hapishane, karantina odası, radyo istasyonu, vergi noktası ve deniz feneri olarak kullanılmış. Osküdarclan sembolü olan kule, 2000 yılında özel bir şirket tarafından restore edildikten sonra gün içerisinde kafe ve restoran olarak hizmete açılmıştır.

Üsküdar’da, Salacak’ın 150-200 metre açıklarında bulunmaktadır. Kız Kulesi’nin ne zaman yapıldığı hakkında kesin bir bilgi olmamakla birlikte, bazı kaynaklarda Kule’nin mimari yapılanma süreci M.Ö. 341’e kadar indiği görülmektedir.

Kız Kulesi’nin eski zamanlardaki isimleri, Damalis ve Leandros’dur. Damalis ismi, zamanın Atina kralı Kharis’in karısının adıdır. Damalis ölünce bu sahillere gömülmüş ve kuleye de bu isim verilmiştir. Ayrıca, Kule Bizans zamanı’nda “küçük kale” anlamına gelen Arcla olarak da anılmıştır.

İstanbul’un fethinden sonra adadaki mevcut kule yıktırılıp yerine ahşap bir kule inşa edilir. 1719’da bu ahşap kule çıkan yangınla kül olur. 1725 yılında şehrin Başmimarı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından kâgir olarak yeniden inşa edilir. Kule üst kısmı değiştirilerek üst tarafa camlı bir köşk ve onun üzerine de kurşunla kaplı bir kubbe eklenir. Ünlü hattat Rakim Efendi kule kapısının üzerindeki mermere Sultan II. Mahmut’un tuğrasını taşıyan bir kitabe yerleştirir. 1857’de Kule’ye tekrar fener ilave edilir ve 1920 yılında fenerin lambası otomatik ışık sistemine kavuşur.

Kız kulesi tarihin akışı içinde; ticari gemilerden vergi toplama, savunma, fener, 1830’daki kolera salgınında karantina hastanesi ve radyo istasyonu olarak birçok farklı amaç için kullanılmıştır. Cumhuriyet’ten sonra bir süre deniz feneri olarak da kullanılan kule;1964 Savunma Bakanlığı’na, 1982 Denizcilik İşletmeleri’ne devredilir.

Kızkulesi’nin, 1995 yılında Turizm Bakanlığı tarafından işletmesinin 49 yıllığına Hamoğlu Holding’e kiralanmasının ardından, Kule’nin restorasyon süreci başladı.

Aslında, Kız Kulesi’nin bir turizm tesisine dönüştürülmesi fikri yeni değildi. Daha 19. yüzyıl sonunda, 1 Nisan 1880 tarihli bir gazete haberi, kulenin konaklama ve yeme-içme bölümleri içeren bir yapıya dönüştürülmesinin düşünüldüğünü duyuruyordu. La Turquie’nin, “Nouvelles du Jour” (Günün Haberleri) bölümünde, Vakit gazetesinden naklen verilen haberde, bir İngiliz’in, Kızkulesi’ni 12 yıllığına kiralamak istediği ve niyetinin “Bu Bizans anıtını, restoranı ve kahvehanesi olan bir otele çevirmek” olduğu bildiriliyordu. Bu projenin hayata geçirilmediği, yine La Turquie’nin 26 Temmuz 1883 tarihli nüshasında, Kızkulesi’nin onarıma çok muhtaç bir durumda bulunduğunu bildiren haberden anlaşılıyor.. Ancak, Fransa sefirinin Kızkulesi’nde bir davet vermeye hazırlandığını ortaya koyan belge, 19. yüzyıl sonunda yapının çok özel konumu nedeniyle gözde bir ağırlama mekanı olarak algılanmaya devam ettiğini de gösteriyor.

Kızkulesi Restorasyon Projesi, Turizm Bakanlığı’nın daha önce yaptırdığı ve 16 Aralık 1993 tarihinde onayladığı 1/100 ölçekli “Kızkulesi Rövöle Projesi” esas alınarak başlatıldı. Restaratör Yüksek Mimar Mehmet Alper’in başkanlığında Tures Limited Şirketi tarafından Kızkulesi’nin ön projesi hazırlandı

Ön proje oluşturulurken kulenin önce ayrıntılı bir araştırması yapıldı. Üniversite arşivleri ve kütüphaneler başta olmak üzere ulaşılabilen tüm veriler elde edildi. Yazılı kaynaklar, arşiv belgeleri, gravürler, eski fotoğraflar, sözlü ve yazılı anlatımlar tek tek değerlendirildi ve mevcut veriler korunarak mekana uygun işlevsel bir proje hazırlandı.

III No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun projeyi onaylamasının ardından, restorasyona başlanabilmesi için gerekli izinler tamamlandı ve 3 Şubat 1998 yılında Yapı Ruhsatı alındı.

Restorasyon sırasında, Kulenin Sarayburnu’na bakan cephesinde 45 derece, Boğaziçi’ne bakan tarafında ise dik açılı mazgal delikleri ortaya çıkmıştır. Daha önce varlığı bilinmeyen bu mazgallar sahip olduğu açılı yapısı ile hem gün ışığının içeriye girmesini sağlıyor hem de top atışlarını kolaylaştırıyordu. Restorasyon sırasında Kızkulesi’nin sonradan ilave edilmiş bazı bölümleri kaldırılmış, Kule, dört köşe demir kasnaklarla takviye edilmiştir.

Kızkulesi, Hamoğlu Holding tarafından aslına uygun olarak gerçekleştirilen restorasyon sürecinin ardından 2000 yılında tarihinde ilk defa ziyarete açılmış ve o günden sonra İstanbul’un gece & gündüz yaşayan bir mekanı haline gelmiştir.

KIZ KULESİ EFSANELERİ

HERO & LEANDROS

Hero ve Leandros’un ölümsüz aşk hikayesi…
Yüzerek geleceğim sana.
Güzel kız, senin sevgin uğruna,
Sana geleceğim.
Sen beklerken beni ürkek bakışlarla,
Yüzerek geleceğim sana.
Dalgalar gemilere bile geçit vermese,
Yüzerek geleceğim sana.
Azgın dalgalar arasından…

Bu efsanenin Çanakkale boğazının en dar geçidinde ortaya çıktığı da söylenir. Ancak günümüzde, belki de sahip olduğu romantik dokusundan olsa gerek, Kızkulesi denildiğinde en çok bilinen hikaye “Hero ve Leandros”un ölümsüz aşk hikayesidir.

Efsaneye göre zamanında Üsküdar sırtlarında Tanrıça Afrodit adına bir tapınak vardır. Hikayede adı geçen Hero, genç kızların görev yaptığı bu tapınağın rahibelerindendir. Hero, Kulede kumrulara bakmakla görevlidir. Her yıl ilkbaharda, doğanın uyanışı adına tapınak çevresinde törenler yapılır, aşkı bulamayanlar, hayal ettikleri sevgililerine kavuşabilmek için Afrodit’e yakarırlar.

Boğazın karşı kıyısında oturan Leandros da bu törene katılmak için tapınağa gelir ve Hero’yla karşılaşır. İki genç ilk görüşte birbirine aşık olur. Ancak arada büyük bir engel vardır. Hero, bir rahibedir ve evlenmesi yasaktır. Oysa Leandros, ne pahasına olursa olsun Hero’ya kavuşmak istemektedir. Bir gece kıyıdan Kule’ye bakarken, Kızkulesi’nin tepesinde bir ateşin yandığını görür. Hero, elindeki meşale ile Leandros’a yol göstermektedir. Durgun denize, ayın parlak ışığı eşlik eder. İyi ve dayanıklı bir yüzücü olan Leandros, Hero’ya kavuşma hayaliyle Boğaz’ın sularına atlar. Var gücüyle yüzmeye başlar ve Kule’ye varır. İki genç, o gece aşklarını kutsarlar.

Kızkulesi o günden sonra her gece iki gencin gizli aşkına ve yasak sevişmelerine tanıklık eder. Leandros, fırtınalı bir gecede, biricik aşkı Hero’ya kavuşmak için Boğaz’ın azgın sularına bırakır kendini. Hero da her gece olduğu gibi meşalesiyle, Leandros’a yol gösterir. Ancak Hero’nun, biricik aşkına yol gösteren meşalesi rüzgarın da etkisiyle söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros, nereye doğru yüzeceğini bilemez ve Kule’den gittikçe uzaklaşır. Yorgun ve bitkin düşen Leandros daha fazla dayanamaz ve Boğaz’ın karanlık sularında kaybolur. İçini kaplayan dayanılmaz endişe ile sabaha kadar sevgilisini bekleyen Hero, Leandros’un cansız bedenini karşı kıyıda görünce, bu acıya dayanamaz ve kendini Kızkulesi’nden Boğaz’ın sularına bırakır.

YILANLI HİKAYE

Hero ve Leandros’un, kavuşamayan âşıklara atfen anlatılan bu hikâyesinden başka bir de Kleopatra’nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılanlı hikâye vardır.

Bizans imparatorunun bir kızı olur. İmparator buna çok sevinir ve kızının doğum gününü, ülkesinde bayram ilan eder. Her yıl, prensesin doğum günü bayramı görkemli bir şekilde kutlanır. İmparator, bilginlerinden, kızının tahta hazırlanması için eğitilmesini ister. Fakat bilginlerin en yaşlısı, imparatora, kızının on sekiz yaşına basmadan bir yılan tarafından sokularak öleceğini kehanet eder. Bunun üzerine imparator, denizin ortasındaki küçük bir adacık üzerinde yer alan kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir.

Böylece yıllar geçer. İmparatorun kızı on sekizine basmak üzeredir. Ancak, kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. İmparator, kızının ölümüne çok üzülür ve kaderden kaçılamayacağını anlar. Kızı toprağa gömülürse, yılanlara yem olacağını düşünerek, prensesin cansız bedenini mumyalatıp pirinç bir tabuta koydurur. Tabutun da Ayasofya’nın yüksek duvarlarından birinin üstüne yerleştirilmesini emreder. Böylece, kızının hiç değilse ölüsünün yılanlardan korunacağını düşünür. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, prensesi ölümünden sonra da rahat bırakmadığı anlatılır.

BATTAL GAZİ HİKAYESİ

“ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇTI”

Kızkulesi ile ilgili olarak en sık anlatılan hikâyelerin sonuncusu ise Osmanlı Dönemi’nde geçer. Hikaye; Battal Gazi’nin askerleri ile birlikte Kızkulesi’ne baskın yaptığını ve kulede saklanan hazineleri alarak, burada yaşayan Üsküdar Tekfuru’nun kızını kaçırdığını anlatır. İstanbul’u (Constantinopoli) kuşatmaya gelen Battal Gazi, kuşatmadan bir sonuç alamayınca Kızkulesi önündeki kıyıya karargahını kurar ve yedi sene burada kalır.

Hikayeye göre, Battal Gazi’nin Üsküdar kıyılarında bu kadar uzun süre kalmasının asıl nedeni, tekfurun kızına aşık olmasıdır. Üsküdar tekfuru, Battal Gazi’nin korkusuyla, kızını hazineleri ile birlikte kuleye kapatır. Şam seferini tamamlayarak Üsküdar’a dönen Battal Gazi, kayık ile Kızkulesi’ne gelerek, tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar’dan atına atlayıp oradan uzaklaşır. Çokça bilinen “Atı alan Üsküdar’ı geçti” lafı bu hikâyeden gelir.

Bu hikâyeden zamanımıza gelen bir diğer miras da Kızkulesi’nin ismi ile ilgilidir. Türkler, bu olaydan sonra, diğer efsanelerdeki prenseslere de atfen buraya Kızkulesi ismini vermiştir.

ASLANLI KAPI

İmparator KONSTANTİN zamanında hazineden para çalınmaktadır. Kralın kızı hazineyi korumakla görevlidir. Hırsız bir dehlizden gelmektedir. Kralın kızı hırsıza kılıcıyla saldırır ve hırsız dehlizden kaçar. Hırsız zamanla zengin olur. Kralın kızıyla intikam amaçlı evlenir. Kralın kızı , babasının yanına kaçar. Kral , kızını korumak için kızını Kız Kulesi’e kapatır. Koruma amaçlı kuleye aslanlar getirilir. Hırsız ilk başta aslanları etkisiz hale getirse dahi sonunda onlara yem olur.

NAZIM HİKMET

Ünlü şair Nazım HİKMET…

Ünlü türk şairi NAZIM HİKMET’İN hayatında da kulenin önemi büyüktür. 1827’de Almanya’da doğan Karl Detroit , henüz 12 yaşında bir gemiyle İstanbul’a gelir ve karaya Kız Kulesi’nden çıkar ve günümüz anlatımına uygun olarak Osmanlı’ya iltica eder. Mehmet Ali adıyla sarayda eğitim alır. II. Abdülhamit döneminde de paşa ünvanını alır. 1878′ de Berlin Antlaşması esnasında Osmanlı’yı temsil eder. Bu antlaşma Hristiyan cemaatlere haklar tanıdığı için tutucu çevreler tarafından Osmanlı’yı gavura satan adam diye suçlanır ve Arnavutluk’da linç edilir. 4 kızı olan Mehmet Ali Paşa’nın kızlarından Leyla Hanım’ın da Cemile Hanım adında bir kızı olur. Onun oğlu ise ünlü şair NAZIM HİKMET’dir. Ocak 1921’de NAZIM HİKMET milli mücadele için Anadolu’ya giderken gemisi Kız Kulesi önünde durdurulur ve aranır. 1950′ de hapisten çıkan Nazım , özgür kalınca en çok istediği şeyi yapar ; Salacak sahilinden büyük dedesi Mehmet Ali Paşa’nın çıktığı Kız Kulesi’ne bakar ve elini suya daldırır.

SANAT & KIZKULESİ

Binlerce yıllık tarihe tanıklık eden Kızkulesi, bu süre boyunca aşkın, sevdanın, yalnızlığın ya da ulaşılmazlığın simgesi olarak nice şaire, ressama, yazara, müzisyene, yönetmene, fotoğrafçıya ilham kaynağı olmuş; sanatçının tuvalinde, objektifinde, kamerasında, dizelerinde, satırlarında ve bestelerinde tüm gizemiyle yerini almıştır.

Kızkulesi sadece sanat eserlerinde göstermez kendini… Kızkulesi her yerdedir.
Kimi zaman bir kağıt helvanın üzerinde durur muhteşem siluetiyle,
kimi zaman özlemleri taşıyan mektupların üzerindeki bir puldadır.
Bir bakarsınız, eski on liranın üstendedir,

bir bakmışsınız elinize geçen ambalajı süslemiştir… Kızkulesi, belki de sahip olduğu binlerce yıllık geçmişinden olsa gerek, insanla, yaşamla o kadar bütünleşmiştir ki hayatın her alanında imgeleriyle çıkar karşımıza.

Yeşilçam’dan Hollywood’a Kızkulesi…

Kızkulesi, Yeşilçam’ın yanı sıra dünya sinema endüstrisinin kalbi Hollywood’a da ev sahipliği yapmıştır.

Kızkulesi Aşıkları

Kızkulesi’nin ev sahipliği yaptığı ilk Yeşilçam filmi, İrfan Tözüm’ün yönettiği Kızkulesi Aşıkları isimli yapımdır. Kızkulesi’nin en bilinen efsanesi olan Hero ile Leandors aşkına dayanan dram türündeki filmin başrollerinde Nurseli İdiz ve Beklan Algan yer alıyor. 1993 yapımı bu film; hayatının sonbaharını yaşayan bir şairin düşle gerçek arasındaki tutkulu aşk öyküsünü konu almaktadır.

James Bond “The World is Not Enough”

Kızkulesi, Hollywood yapımlarına da konu olmuş, Kule, James Bond Filmi’nin final sahnesine ev sahipliği yapmıştır. Pierce Brosnan’ın başrolünü oynadığı James Bond serisinin 19. filmi olan 1999 yapımı ‘The World is Not Enough’ın (Dünya Yetmez)” final sahnesine ev sahipliği yapan Kızkulesi, o zamandan günümüze Hollywood yapımları için İstanbul’u simgeleyen en önemli figürlerden birisi haline gelmiştir.

Şairlerin ilham kaynağı

Kızkulesi, sadece sinema filmlerine ev sahipliği yapmakla kalmamıştır. Yalnızlığın, aşkın, sevdanın, hayallerin mısralara döküldüğü şiirlere konu olmuş, Orhan Veli, Bedri Rahmi Eyuboğlu, İbrahim Sadri, Cemal Süreyya, Sunay Akın gibi pek çok şaire ilham vermiştir.

GEMİLERİM

Elifbamın yapraklarında
Gemilerim, yelkenli gemilerim.
Giderler yamyamların memleketlerine
Gemilerim, yan yata yata;
Gemilerim, kurşunkalemiyle çizilmiş;
Gemilerim, kırmızı bayraklı.
Elifbamın yapraklarında
Kız Kulesi,
Gemilerim.

Orhan Veli Kanık

İSTANBUL DESTANI

İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
Ama şu Kızkulesinin aklı olsa
Galata kulesine varır
Bir sürü çocukları olur
Bedri Rahmi Eyüboğlu

Tuvallere ve Objektiflere yansıyan Kızkulesi

Kızkulesi, geçmişten günümüze, ressamların ve fotoğraf sanatçılarının da asla vazgeçemediği objelerin başında gelmiştir.

Osmanlı Dönemi’nin en önemli Saray Ressamlarından İtalyan asıllı oryantalist Fausto Zonaro’dan çağımız tanınmış ressamlarına kadar İstanbul’u resmeden hiçbir sanatçı yoktur ki Kızkulesi’ni tuvaline yansıtmasın, Marmara’nın mavi suları ile Boğaz’ın muhteşem manzarasını bu eşsiz yapıda buluşturmasın…

Fotoğraf sanatçıları için de Kızkulesi’nin ayrı bir yeri vardır. Makinesini eline alan fotoğrafçı, kimi zaman sahil kenarından, Kızkulesi’ni objektiflerine yansıtır tüm doğallığıyla…Kimi zaman da Kızkulesi’nden ölümsüzleştirir eşsiz İstanbul manzarasını…

Tarihçe

Geçmişi 2500 yıl öncesine dayanan bu eşsiz yapı, İstanbul`un tarihine eş bir tarih yaşamış ve bu kentin yaşadıklarına görgü şahitliği yapmıştır. Antik çağda başlayan geçmişiyle, Eski Yunan`dan Bizans İmparatorluğu’na, Bizans`dan Osmanlıya, tüm tarihi dönemlerde var olarak günümüze kadar gelmiştir.

M.Ö. Kızkulesi

İstanbullu bir Rum olan araştırmacı Evripidis’in anlattığına göre önceleri Asya sahillerinin bir çıkıntısı olan kara parçası zamanla sahilden kopmuş ve Kızkulesi’nin üzerinde bulunduğu adacık oluşmuştur. Kızkulesi’nin üzerinde yer aldığı kayalıktan ilk kez M.Ö. 410’da söz edilir. Bu tarihte Atinalı komutan Alkibiades, Boğaz’a girip çıkan gemileri denetlemek ve vergi almak amacıyla bu küçük ada üzerine bir kule inşa ettirir. Sarayburnu’nun bulunduğu yerden, kulenin bulunduğu adaya zincir gerilir ve kule böylece Boğaz’ın giriş ve çıkışlarını kontrol eden bir gümrük istasyonu halini alır. Bundan yıllar sonra yani M.Ö. 341’de Yunan Komutan Chares, kulenin bulunduğu adacığa eşi için, mermer sütunlar üzerine bir anıt mezar yaptırır.

Roma Dönemi

M.S. 1110’lara gelindiğinde ise bu küçük adacığın üzerindeki ilk belirgin yapı (kule), İmparator Manuel Comnenos tarafından inşa ettirilir. 1143 – 1178 yılları arasında hükümdarlık süren İmparator Manuel, şehrin savunmasına yardım için iki tane kule yaptırmıştır. Bunlardan birini Mangana Manastırı yakınına (Topkapı Sarayı’nın sahili) diğerini ise Kızkulesi’nin bulunduğu yere inşa ettiren İmparator Manuel, hem düşman gemilerini Boğaz’a sokmamak, hem de ticaret gemilerinin gümrük vergisi vermeden geçişine engel olmak için, iki kule arasına zincir bağlatmıştır.

Bizans Dönemi

Daha önceleri zaman zaman harap olan ve yeniden onarılan Kızkulesi, İstanbul’un fethi sırasında Venedikliler tarafından üs olarak kullanılır. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u kuşattığı sırada Bizans’a yardım etmek için Venedik’ten Gabriel Treviziano komutasında gelen bir filo burada üslenmiştir.

Osmanlı Dönemi

Fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet bu küçük kaleyi yıktırır ve yerine taştan, etrafı mazgallarla çevrili küçük bir kalecik yaptırır ve buraya toplar yerleştirir. Kaleye konulan bu toplar, liman içindeki gemiler için etkili bir silah olmuştur. Ancak kule, Osmanlı döneminde savunma kalesi olmaktan çok bir gösteri platformu olarak kullanılmış ve Mehterler burada top atışları ile birlikte nevbet (bir çeşit İstiklal Marşı) okumuşlardır. Bugün gördüğümüz kulenin temelleri ve alt katın önemli kısımları Fatih devri yapısıdır. Osmanlı dönemi boyunca Kızkulesi’nin onarılarak ya da yer yer yeniden yapılarak yaşatıldığı bilinmektedir. 1510 yılında meydana gelen ve “küçük kıyamet” olarak anılan depremde İstanbul’daki pek çok yapı gibi Kızkulesi de büyük hasar görmüş, kulenin onarımı Yavuz Sultan Selim döneminde gerçekleştirilmiştir. Çevresinin sığ olması sebebiyle 17. asırdan sonra kuleye bir de fener konulmuştur. Bu tarihten itibaren kule, artık bir kale değil bir deniz feneri olarak hizmet vermeye başlamıştır.

Kuledeki toplar da bu dönemde artık korunma için değil, merasimlerde selamlama için atılıyordu. Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünden sonra tahta geçmek için İstanbul’a gelen Şehzade Selim, Üsküdar’dan geçerken, Kızkulesi’nden atılan toplarla selamlanmıştır. Bundan sonra uzun süre tahta geçen her Padişah için bu selamlama yapılarak, Padişah’ın tahta geçişi top atışları ile halka duyurulmuştur. 1719 yılında fenerde yağ kandilinin rüzgâr etkisiyle etrafı tutuşturmasından dolayı çıkan yangın ile iç kısmı tamamen ahşap olan kule yanmış,1725 yılında şehrin Baş Mimarı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından kapsamlı bir onarımdan geçirilmiştir. Bu onarım sonrası kule, kurşun kubbeli ve fener bölümü de kagir ve camlı olarak restore edilmiştir. Ardından 1731 yılında kulenin feneri ile top mazgalları ve diğer yerleri yeniden onarımdan geçmiştir. Kızkulesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş devrine girmesi ile tekrar savunma kalesi olarak kullanılmaya başlar.

Daha önce eğlenceler ve kutlamalar için yapılan top atışları, bu dönemde artık savunma amaçlı yapılır. Kule, 1830-1831’de ise, kolera salgınının şehre yayılmaması için karantina hastanesine dönüşür. Daha sonra 1836- 1837’de görülen ve 20-30 bin kişinin öldüğü veba salgını sırasında hastaların bir kısmı burada kurulan hastanede tecrit edilmiştir. Kızkulesi’nde tesis edilen bu hastanede uygulanan karantina ile salgının yayılması önlenmiştir. Kızkulesi’nin Osmanlı dönemindeki son büyük onarımı II. Mahmud döneminde yapılmıştır. Kule’nin bugünkü şeklini veren 1832-33 yılındaki tadilat sonrasında, ünlü hattat Rakım’ın yazısı ile Kızkulesi’nin kapısının üzerindeki mermere Sultan II. Mahmut’un tuğrasını taşıyan bir kitabe yerleştirilir. Osmanlı-barok mimari tarzında yapılan bu restorasyonda, kuleye dilimli kubbe ve kubbe üzerinden yükselen bayrak direği ilave edilir. 1857 yılında bir Fransız şirketi tarafından Kuleye yeni bir fener yaptırılır.

Cumhuriyet Dönemi

İkinci dünya savaşı döneminde Kızkulesi’nde yenileme çalışması yapılır. Kulenin çürüyen ahşap kısımları tamir edilir ve bazı bölümleri yıkılarak betonarmeye çevrilir. 1943’de yeniden büyük bir onarım geçiren kulenin çevresine büyük kayalar yerleştirilerek denize kayması önlenmiştir. Bu arada kulenin oturduğu kayanın etrafındaki rıhtımdaki ambar ve gaz depoları kaldırılmıştır. Yapının dış duvarları korunarak içi betonarme olarak yenilenmiştir. Kızkulesi, 1959 yılında Askeriye’ye devredilmiş ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı, Boğazın deniz ve hava trafiğinin denetlenmesini sağlayan bir radar istasyonu olarak kullanılmıştır. “ Deniz Kuvvetleri Tesisi Mayın Gözetleme ve Radar İstasyonu” olan binadaki sarnıç, 1965’de yapılan tadilatlar sırasında üzeri beton dökülerek kapatılmıştır. 1983 yılından sonra kule, Denizcilik İşletmeleri’ne bırakılmış ve 1992 yılına kadar ara istasyon olarak kullanılmıştır.

Günümüzde Kızkulesi…

Antik Çağ’da Arkla(küçük kale) ve Damialis(dana yavrusu) adları ile anılan Kule, bir ara da “Tour de Leandros”(Leandros’un kulesi) ismi ile ün yapmış, günümüzde ise Kızkulesi – Maiden’s Tower ismi ile bütünleşmiştir. 1995 yılında Kızkulesi’nin restorasyon süreci başlar. Binlerce yıllık gizemli bir tarihe sahip bu özel mekan, kendine özgü kimliğine ve geleneksel mimarisine bağlı kalarak tamamlanan restorasyon çalışması sonrasında 2000 yılında kapılarını ziyarete açar. Bugün gündüzleri cafe-restaurant, akşamları ise özel restaurant olarak yerli ve yabancı ziyaretçilerine hizmet veren Kızkulesi, düğün, toplantı, lansman, iş yemeği gibi pek çok özel davet ve organizasyona da ev sahipliği yapmaktadır

Bir cevap yazın